Bugün bir filmden bahsetmek istedim. Ne zamandır bir film önerisi serisine yazılarımı eklemediğimi fark edince  hemen çok karışık olan filmi yazayım bari dedim. Hemen söyleyeyim beklentimin altında kalan bir film oldu. Bergüzar Korel ve Engin Akbulut ikilisinden daha farklı bir film bekliyordum. Ama kötü de değildi biraz sıksa da.
  Son sahnelerinde nasıl olur ya gibi tepkiler verdim ve hayretle baka kaldığım filmden bahsetmem gerek 😊
  24 Ocak 2019’da vizyona girdi. Romantik- dram türüdür. İlk gösterimi 15 Şubat 2019’ da yapıldı. Yönetmen Ali Bilgin’dir. 1 saat 47 dakika falan sürüyordu. IMDB’den 6,6 puan almış.bence bu puanda biraz abartılmış bir puan. Bir köpek sayesinde aşkına kavuşan hem iyi hayatı hem de kötü hayatın anlatıldığı bir film. Bir köpek sayesinde aşkını buluyor. Ama kötü yollara başvurarak köpeğinin ölümünü göremiyor.


  İyi hayattaki Umut adlı kişi bir kız sayesinde köpeğini hastalıktan kurtarıyor ve aşkına kavuşuyor. Kötü hayattaki umut hiç akı bulamıyor ve köpeğinin hastalığını fark edemiyor. Bu Umut kendi filmlerini çeken bağımsız bir yönetmen. Köpeği ile bir gün moda sahilinde gezerken Mimar olan Deniz ile tanışır. 2 yolu vardı Umut’un. Biri aşkına çıkan diğeri ise çıkmaz bir yol kötü bir hayatla devam eden. Umut iyi hayatında Denizle evlenir.

  Ya konusu çok saçma geldi. Çünkü anlatmaya çalıştıkça anlatamıyorsunuz. Spoiler veriyorsunuz anlattığın zaman. İnsan beyniyle dalga geçen bir film oldu bu. Sinema ekranında oradan oraya atlarken beynim karıştı filmi çözmek için baya uğraştım 😊


  Bir adamın hem iyi hem de kötü hayatının anlatıldığı ve sadece bir kere aşık olduğu hayatı anlatan 2 hayat ama tek bir aşktan oluşan filmin adının nereden geldiğini anlamışsınızdır bence 😊
  Bu aralar  sinemada çıkan yeni filmlere gidemiyorum. Ne zamanım var maalesef ne de bütçem ☹
  Yanarım yanarım buna yanarım. Bir de yeni farkettiğim ve yeni açılan bloglar var onlarında linklerini hemen aşağıya bırakıyorum.
Hep beraber birbirimize destek olmalıyız. Bir tanesi kitaplarla ilgili, bir tanesi doğal güzellik ve biri de bir mühendisin notlarıyla ilgili. Destek verirsiniz umarım 😊
  • fresh güzellik  adlı bir blog. Bu çok ilgimi çekti. Bir bakın derim.
  • T cetvelli adam  mühendisliği öğreniyorum. Kitap özetleri de paylaşıyor.
  • üç okur kız kardeşler  son olarakta benim gibi aşırı okuyan ve okuduklarını paylaşan roman özetleri yazan arkadaşlarımız. 

  Filmle ilgili yorumlarınızı bekliyorum. Ama ben bu ikiliden  dediğim gibi daha iyi bir film beklerdim 😊

İyi seyirler diliyorum.

   Belki de yıllar önce okuduğum ve yıllarca konuşulan bir yazardır İpek Ongun. Kitaplarından sadece bir tanesini okuduğumda yaşım yaklaşık bundan 10-11 öncesine gidersek 10 yaşında falanım. Bu serüvene ilk ‘’Arkadaşlar Arasında’’ kitabı ile başladım. Bir gün blog açıp bu yazarın kitaplarından bahsedeceğim aklıma gelmezdi doğrusu.

 ‘’Peki neden İpek Ongun?’’ dediğinizi duyar gibiyim. Nedenini de hemen şöyle anlatayım. Okumaya başladığımda okuduğum ilk kitabın yazarı İpek Ongun’du. Onunla hayatı öğrendim. Okuduğum kitaplarını yaşım ilerledikçe de okumaya devam ediyorum. Her okuduğumda 10 yıl öncesine gidiyorum ve gözümün önüne çocukluk anılarım geliyor. Ee tabi insan mutlu oluyor ister istemez. Hayatıma yön veren bir yazar olduğu için seviyorum İpek Ongun’u ve eserlerinin hepsini 😊 tek benim değil tüm insanların sevdiği bir yazar bence…

  PEKİ KİM BU İPEK ONGUN?


Şimdi biraz yazarımızdan bahsedelim değil mi 😊

Yazdığı kitaplar ile gençleri hedeflemiş olan Ongun, 7 Ocak 1942 yılında Ankara’da doğdu. Annesi Fatma, babası Nusret’tir. Annesi edebiyat öğretmeni, babası  ise subaydır. Lise eğitimini şimdiki adı Robert Lisesi olan o zamanlar adı Arnavutköy Amerikan Kız Lisesi’nde tamamladı.  1961 yılında liseden mezun olmuştur.1980 yılında ilk romanı olan ‘’Mektup Arkadaşları’’ adlı romanı yayınladı.
1991 yılında TÜYAP’ta  ‘’ Altın Kitaplar Ödülü ‘’ almaya hak kazandı. 1998 yılında en başarılı kadın yazar seçildi. 2003-2004 ve 2006 yıllarında kendisine ‘’ Meslek Hizmetleri Ödülü’’ verildi. Aynı zamanda çeşitli okul ve derneklerce verilmiş ödülleri de bulunmaktadır İpek Ongun’un.Uzun bir ara verdikten sonra tekrar roman yazmaya yönelen Ongun, ‘’Bir Genç Kızın Gizli Defteri’’ adlı serisine adım atmıştır.
İpek Ongun’un yükselişi gence hizmet etmesinden kaynaklanmıştır. Evli ve 2 genç kızı olan İpek Ongun evlendikten sonra Ankara’dan Mersin’e taşınmış ve romanlarını Mersin’de yazmaya devam etmiştir.

PEKİ KİTAPLAR ?

Evet yazarımızı anlattıktan sonra asıl konu olan kitaplarına geçebiliriz. O kadar güzel bir anlatımı var ki İpek Ongun’un okudukça okumak istiyorsunuz. Kitaplarının içine dalıyorsunuz gerçek dünyayı unutuyorsunuz. Ben bir günde bir kitabını bitirdiğimi hatırlıyorum. ‘’ Adım Adım Hayata’’ adlı kitabıydı bu 😊
Bütün kitaplarını ayrı ayrı severim ve her kitap okuyan okuyan 11-12 yaşındaki gençlere İpek Ongun’dan kitaplar öneririm. Hepsi de okuduğuna dair geri dönüş yapınca o kadar mutlu oluyorum ki 😊
Herkes birbirine her konuda destek olmalı bence. Böyle güzelleşiriz bu ülke. Ne ben bloğumda ne de sizler -bloğu olan arkadaşlarım- destekler olmadan yükselemeyiz. İpek Onunla ilgili okuduğunuz kitapları yorumlarda belirtebilirsiniz. Böylelikle bir etkileşim yaratmış oluruz 😊
Eserlerini merak edenler için hemen bir liste yaptım. Sizlerle bir kaçını paylaşayım hemenceciikk 😊

Kitapları:

·        Adım Adım hayata
·        Arkadaşlar arasında
·        Mektup arkadaşları
·        Bir genç kızın gizli defteri (seri olarak yazılmış bir kitaptır. Serra adlı bir kızın hayatını anlatır.)
·        İşte hayat
·        Kendi ayakları üstünde
·        Yaş on yedi
·        Bu hayat sizin
 
Hepinize iyi okumalar diliyorum.  

Yılların filmi olan efsane güzel bir film. Tekrar izliyorum her canım sıkıldığında.1997 yılında Amerika’da çekilmiş epik-romantik filmdir. 

Yönetmeliğini James Cameron yapmıştır. En iyi film Oscar ödülü, en iyi yönetmen Oscar’ı gibi bir çok alanda ödüle ev sahipliği yapmıştır. IMDB puanı 7,8’ dir. Leonardo Di Caprio ve Kate Winslet başrollerini paylaşmaktadır. Geminin felaketle sonuçlanan ilk seyahati sırasında âşık olan farklı toplumsal sınıflara mensup iki gencin hayatı anlatılmaktadır. Kısaca konusu iki aşığın hikayesi. Bir kolyeyle yaşanılanları hatırlayan ve geçmişini hatırlayan bir kadın.

    Dünyanın hatırlamak istemediği ‘’titanik faciası’’ görkemli bir film olmuştur. Film 3 saat 14 dakika sürmüştür ama film 2 saat 40 dakika olacak şekilde ayarlanmıştır. Bayan Rose yani Kate Winslett su içinde olan çekimlerde içine dalgıç elbisesi hiç giymemiş ve bu sebeple zatürre olmuş ayrıca filmde Rose’un üstünde durduğu tahta parçası titanik geçmişinden kalan orijinal bir parçadır.


     Teknolojinin son hızla ilerlediği bu dönemde ‘’Titanik’’ adlı dev bir düş gemisi inşa edildi ve bu geminin yolcuları arasında Jack adlı bir genç ve Rose adlı bir kız bulunmaktaydı. Jack ve Rose şans eseri tanışırlar ve bu tanışmayla birlikte birbirleriyle yakınlaşırlar. Gemi batarken Rose bir tahta parçasına tutunarak Jack’i kurtarmayarak ölüme terk etmesi İzleyiciler tarafından çok eleştirilmişti. Rose’u canlandıran Kate, bir televizyon programında ‘’ Rose’un Jack’i neden ölüme terk ettiğini bende anlamıyorum. İkisinin de kurtulma ihtimali vardı.’’ Diyerek titanic severler tarafından beğenilerini toplamıştır. Bu film Hollywood’un en etkileyici filmi olmuştur.



     Filmin asıl konusuna geçeyim özet şeklinde hemen 😊


     1996 yılında Brock Lovett ve grubu RMS Titanic’in enkazında ‘’Heart of the Ocean’’ adı verilen bir kolye ararlar. Kolye yerine bir resim bulurlar ve bu resimdeki kadın bu aranmakta olan kolyeyi kullanmaktadır. Bunun üzerine haber yapılan köye ve resim amacına ulaşmış ve o resimdeki kadın Rose Calwert, Brock’un daveti üzerine araştırma gemisine getirilir. Bu yaşlı kadın 17 yaşındayken çizdirdiği resmi görünce batmaz denilen RMS Titanic’te geçirdiği zamanını anlatmaya karar verir. Rose Dewitt annesi ve nişanlısıla 1. Sınıf yolcu olarak titanic gemisine biner. Rose için bu gemi köle gemisidir çünkü annesinin baskısıyla evlenmek üzeredir. Jack Dawson ise bu gemi için biletini, bir kumar masasında kazanmıştır. 3. Sınıf bölümünde seyahat eder. Cal, Rose  için aldığı kolyeyi düğünden önce hediye etmek ister ve Rose’un boynuna takar. Rose bulunduğu durumdan kurtulmak isterken Jack ile karşılaşır. Birbirleriyle zaman geçirdikçe birbirlerine bağlanmaya başlarlar. Rose bu arada Jack’in çizimlerini çok beğenir ve kendini ona hediye edilen kolye ile çizmesini ister. Bu aralarda ise geminin kaptanı buzdağı uyarılarını dikkate almaz ve hızını azaltmadan devame der. Titanik 14 Nisan 1912’ de sulara gömülmesiyle son bulan hazin olayların başlamasına neden olacak buzdağına çarpar ve 1500 kişinin ölümüne sebep olan bu felaket yaşanırken Rose ve Jack’in birbirine yaptığı fedakarlıklar, aşk ve dramı anlatan bir filmdir.



     Gerçek bir olaydır bu titanik efsanesi. Herkesin izlemesini tavsiye ederim. İzleyenler de tabi ki benim gibi baştan baştan izleyebilirler 😊
Bol bol iyi seyirleriniz olsun.


Sonunda uzun zamandır okuyup da yazamadığım kitaba geldi sıra. Orhan Pamuk’un Nobel ödülü aldığı eser. Bence gerçekten ödüllük bir eser yazmış. O kadar etkilendim ki okurken. 1 günde bitirdim valla. 

    Bir kuyu kazmadan iş adamı olmaya ilerleyen ve sonunda oğul tarafından öldürülmek. Yıllarca bahsedilen bahsedilen efsaneler yıllar sonra gerçekleşti. Kitaba geçmeden önce biraz kitaptan bahsedeyim.
   2016 yılında yayınlandı.204 sayfa ve yapı kredi yayınlarının kitabı. Yazarımızdan bahsetmezsek olmaz değil mi 😊

   Yazarımızın gerçek adı Ferit Orhan Pamuk'tur. Türk yazardır. 1952 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Kalabalık bir ailenin çocuğudur. Nişantaşı’nda büyümüştür. Liseyi Robert Kolejinde okumuştur. Çocukluğundan 22 yaşına kadar sürekli resimle ilgilenmiş ve 3 sene İTÜ’de Mimarlık okumuş fakat mimarlıkta ressam olamayacağını anlayınca okulunu bırakmış ve İstanbul Üniversitesi’nde Gazetecilik okumaya başlamış.23 yaşından sonra yazar olmaya karar vermiş. Tüm kitapları 23 yaşından sonra yazılmaya başlanmış ve günümüze kadar yazmaya devam etmiş.
   İlk romanı ‘’Cevdet Bey ve Oğulları’’ 1982 yılında yayınlandı. 1983 yılında ‘’Sessiz Ev’’ isimli romanı yayımlanan Orhan Pamuk, bu kitabın Fransızca çevirisiyle 1991 yılında ödül aldı. Uluslararası ilk ödülünü 1985 yılında yayınladığı ‘’ Beyaz Kale’’ isimli romanla yakaladı. Eşiyle birlikte Amerika’ya gitti. 1985-1988 yılları arasında New York’ta Columbia Üniversitesi’nde ‘’Misafir Alim’’ olarak bulundu. 1991 yılında kızı Rüya dünyaya geldi.2006 yılında ‘’Nobel Edebiyat Ödülü’’ nü kazanmış ve 1 milyon 360 bin dolarlık ödülünün sahibi olmuştur. 2004 senesinin en iyi 10 kitabı arasında Orhan Pamuk’un ‘’Kar’’ isimli romanı da bulunmaktadır.

Orhan Pamuk’un Bazı Eserleri:
·         Sessiz ev
·         Cevdet Bey ve Oğulları
·         Kırmızı Saçlı Kadın
·         Benim Adım Kırmızı

Peki Kitap Nerede ?


    Kitap işte tam burada anlatıyorum şuanda 😊 Bu kitaptaki olaylar bir baba, çocuk ve çocukla babanın aşkını anlatan bir roman. Yazar 30 yıl önceki İstanbul’a götürüyor bizi kitabında. Cem adlı çocuktan bahsederek onun yaşantısıyla o yıllara ışık tutuyor.
    Cem 1980 yıllarının başında annesiyle İstanbul’da yaşayan bir lise öğrencisidir. Babasıyla uzaktır bu yüzde annesiyle daha iyi geçinir. Babası bir daha hiç gelmeyecektir. Bu yüzden babasının eczanesinde duracak kimse olmayacağı için kendisi hem dershane parasını çıkarabilmek hem de cebinde harçlığı olsun diye bir kitapçı da para biriktirmek adına işe başladı. İş yokken kitap okur felsefeyi yakından takip ederdi. Çok geçmeden aile dostlarından biri kuyucu işini Cem’e söyledi.
   Cem’de annesiyle konuştu ve Mahmut Ustası ve ustanın çırağı Ali ile birlikte Öngören’ de bir iş adamı olan Hayri Bey’in fabrikası için kuyu kazmaya gittiler. Kuyuda su bulurlarsa hediyeler ve bahşişler vereceğini söyledi Hayri Bey. Cem ustasını babası gibi görüp hep onu dinlemiş ve ona itaat etmişti. 10 gün sonunda bitecek olan iş 1 ay olup hala bitmedi ve suyu dahala bulamadılar. Cem ise bu sıralarda kırmızı saçlı kadınla karşılaşmış kadına aşık olmuş ve her gün evinin camına bakıp bakıp dururdu. Kırmızı saçlı kadın, eşi ve arkadaşları çadırlarda tiyatro gösterileri sahnelerlerdi. Cem kadının kocası evde yokken onlara gider ve birlikte olmuşlardır. Kadın o gün hamile kalmış ve hamile olduğunu Cem’e hiç söylememiştir. 
    Cem tekrar kuyu kazdıkları alana döndü. Mahmut usta ile çalışırlarken tam paydos verileceği sırada 20 metre  yukarıdan Mahmut ustanın üstüne kova düşer. Cem Mahmut ustayı kurtaramayacağını anlayınca şehirden uzaklaşır. Zaman geçer Cem üniversiteyi kazanır. Yıllar sonra evli ve zengin bir müteahhit olmuştu. Yıllar sonra bir rastlantı üzerine Cem’e Öngörenden iş gelir. Ve iş görüşmesine oraya gitmek zorundadır. Gittiğinde kırmızı saçlı kadını da görür. Kısa araştırmalardan sonra Cem Enver adında bir oğlu olduğunu öğrenir. Enver babasını hiç sevmemiş. Cem öngörene geldiğinde Enver kendini başka biri olarak tanıtmış ve öyle samimi olmuştur Cem’le. Cem ve Enver Cem’in önceden kazıya geldiği kuyuya gittiler. İkisi de bir anda kavgaya başladı. Ve cem silahını çıkardı. Enver kendini korumaya çalışırken babasını vurur ve Cem orada ölür. Cezaevine giren Enver annesinin isteği üzerine bu kitabı yazmaya karar verir.
Kitabın kendisine insanlar hep önyargıyla yaklaşmış. Kitapla ilgili yorumları okurken farkettim. 

   Herkesin siyasi görüşleri, düşünceleri kendinedir. Kimse yargılamakla yükümlü değildir. Her kitap okunmalı. Hele de Nobel ödüllü bir kitap kesinlikle okunmalı diyorum ve hepinize iyi okumalar diliyorum 😊

Sarsıntı kitabının kitap özeti ve kitap yorumu.

    O kadar zaman oldu kitap özeti yazmayalı. Evet farkındayım. Bugün okuyup yeni bitirdiğim kitabı anlatayım size hem de bu kitapla ilgili düşüncelerimi…
Sarsıntı kitabı ve Arda Erel diyorum.
    Herkes bu kitabı bayadır atıyordu sosyal medya hesaplarına. Bende bir alıp okuyayım dedim. İmzalı geldi bir de kitabımmm 😊
   Neyse evet havamı attım şuanda 😊 kitabın sonu çok saçma bitti. İlk başlarda kitap beni içine çekiyordu sonlarına doğru tam sıkıldım derken gizemli  olaylarla yine bağlandım.
   Kitaba geçmeden önce bu aralar aşırı yoğunum ve bir köpek sahiplendim onunla ilgileniyorum alışsın aileme diye. Size de hemen buraya bir iki  foto bırakıyorum 😊

 


   Köpek, iş, güç derken kitap özeti yazmaya zaman bulamadım. Yazacak kitaplar birikti de birikti. O kadar çok ki özet yazacaklarım işte zaman buldukça sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Birde bu aralar üniversite de kalan derslerimin sınavlarına giriyorum. Bir de sınav stresi komple unuttum bloğumda yazmayı. Bu haftalarda kitap özetlerimi komple hazırlayıp yayınlamaya başlayacağım. Bir de bu aralar havalar bir soğuk bir sıcak. Hastalık üstüne hastalık. Baharda mıyız kışta mı belli değil vallahi. Evet tamam çok konuştum haklısınız geçelim konumuza 😊


   Şimdi kitaba geçmeden önce hemen bir yazarımızdan bahsedelim. Yazarımız Arda Erel. 7 Ağustos 1995 tarihinde İstanbul’da doğan Arda, şu anda 24 yaşında deli bir aslan burcu. küçük yaşlardan itibaren günlükler tutup yazılar yazdı. Sonrasında dijital platformlar üzerinden milyonlara ulaşan Erel, İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nden mezun oldu. Şimdiye kadar yayımlanan kitapları da baya rehabet gördü ve sevilen yazarlar arasına girdi. Şu zamana kadar yazdığı kitapları: 

 Senin İçinArayış, Kendine İyi Bak, Sarsıntı

  Gençlerin şuanda idolü Arda Erel oldu. Twitter hesabında da oldukça aktif bir kullancıı. Neredeyse çoğu tweeti  retweet almakta. Bu bilgiye gerek yoktu değil mi evet bence de.
  Yazarla ilgili pek bir bilgi maalesef yok. O kadar zor buluyorum ki bilgileri birde çeviriyoruz o yazıları aynısı olmasın diye aman aman 😊


   Kitaba geçeyim dimi artık yeterince aylaklık ettim. İlk okuduğum kitabı sarsıntı oldu. Çok merakla aldım ama standart bir seviyede bitti. Devamı gelmesi gereken bir kitap bence. Kitap 2019 yılının kitabı. 248 sayfa. Evet bunu da söyledikten sonra artık özete geçeyim değil mi ?
   Kitapta genç bir kızın çocukluğundan itibaren yaşadığı hayatı, sevgilisi tarafından aldatılmasını ve danışanına aşık olup aşk yaşamasını anlatan bir kitap. Kitaptaki karakterin adı Derin. Annesi ve babası onu çok küçük yaşta yetimhane kapısına bırakmış ve eylül ayında geldiği için adını yurttakiler Eylül koymuş. Aslında gerçek adı Eylül. Eylül büyümüş ve bir adam tarafından tacize uğramış bu tacize uğradığı kişi ise aşık olduğu adamın babası. İşte ben bu bölümünde yıkıldım…
    Konusu bizim ülkemizin konusu tacizler ve haksızlıklara direnmeme. Malum ülkemizin de durumu belli.
   Neyse konuyu dağıtmıyorum. Derin yani Eylül, genç yaşta uğradığı taciz sonrasında adını komple hayatını değiştirmek adına Derin koyar ve herkesi bu isme alıştırır. Üniversite de en yakın arkadaşı Lidya ile birlikte psikoloji okurlar ve bu alanda devam ederler. Derin’in bu dönemlerde sevgilisi vardır. Adı ise Tolunay. Bu çocuğa kendini o kadar alıştırmıştır ki karşısına doruk çıkana kadar ona hep aşık sanmıştı kendini. Ki Tolunay’ın bir hatası ile hayatına yeni bir yol açmıştı. Derin. Derin’e danışan olarak gelen ece adındaki kız tacize uğradığını söyler ve anlatır hikayesini Derin’e. Derin de bir psikolog olarak onu dinler ve sonunda bu taciz edenin erkek arkadaşı Tolunay olduğunu öğrenir. Evinden tüm eşyalarını toplar. Arkadaşı Lidya’ya taşınır ve kısa bir süre onda misafir olur. Sonrasında kendine ev alır. Hayatına ise danışanı Doruk’u. Doruk ile aşk yaşaması iş kanunları gereğince yasaktır ama Derin aşkın getirdiği güvenle o kuralları ezer ve aşkını yaşamaya devam ederken  kapısına bir not gelir notu Tolunay’dan geldi diye düşünür ve korkarak Doruk’a ayrılık mesajı yazar. Ama bilmiyor ki notun sahibi Doruk’un babası. Olaylar bu şekilde ilerler ve Doruk ile Derin ayrılmıyor tabi. Notu yollayan onları takip ediyor düşüncesiyle 3 hafta kadar görüşmüyorlar ve Doruk’un dağ evinde görüşme ayarlayıp orada buluşurlar. İşte Derin o evde ona taciz eden adamın fotoğrafını görür ve o evden hızla çıkar. Arkasına bile bakmadan.
    Kitabın kısa bir özeti bu merak edenler hemen okumalı 😊

  Kitapla ilgili spoiler vermem derim ama bu kitapta her şeyi söyledim maşallah. Aman biraz da gizlemeyelim ne olacak sanki dimi. 

Hepinize mutlu mutlu günler ve iyi okumalar diliyorum 😊

Adam: gitmek zorunda mıydın?
Kadın: gelmesen olmuyor muydu?
Adam: ben geldim ya da sen oradaydın ya da ortada buluştuk ne önemi var, seviyorum seni
Kadın: sevmek çözmüyor hiçbir şeyi
Adam: olacakları biliyordun, beni biliyordun, imkansızlığımı biliyordun, razıyım her şeye demiştin
Kadın: değişir zannettim bazı şeyler, kahretsin
Adam: değişmeyecekti, değişmeyecek, umut etme, umut nedir ?
Kadın: umutlar tükendi, zamanım kalmadı. zaman nedir ?
Adam: sonsuz nefesimdir, öpersem ulaşabileceğin. Peki ya uçurum?
Kadın: uçurum yüreğimde ve seninle el ele tutuşup atlamayı hayal ettiğimdi. Ama artık kendim gidiyorum çünkü ben ölüyorum adam.
Adam: ben zaten ölüyüm
Kadın: öyle değil gözümün nuru ben fiziken de ölüyorum. 
Adam: olamaz, şaka yaptığını söyle.
 ***
Kadının gerçekleri anlatmasından sonra Adam şoka girmiştir. Evden dışarı atar kendini. Yollarda bulmak ister aradığı cevabı. İsyan eder kaderine on bininci kez. Kadın hiç bir zaman onun olamasa da bir yerlerde nefes aldığını biliyor olmak onu rahatlatıyordur. Sigara yakar geceye karşı, bir düzine. Eve döner sonra, ona bağlanır görünmez kablolarla ve sorar:
Adam: beni de götüremez misin, ya da al canım senin olsun.
Kadın: olmaz, senin gerekliliklerin var
Adam: bensiz olabilirler
Kadın: bu tek başıma çıkmam gereken bir yolculuk ve ne yazık ki ikinci bir kişiye yer yok tabutumda
Adam: özür dilerim ve teşekkür ederim (kadın görmese de adamın gözleri dolmuştur. Adam ağlayamıyordur ama bu defa çok yakındır bulutların boşalması)
Kadın: ne için ?
Adam: yaşattıklarım için özür dilerim, yaşattıkların için de teşekkür ederim.
Kadın: son bir şey söyle, ruhuma kodlayacağım, belki hatırlarım karanlıkta
Adam: seni seviyorum kadın
Kadın: seni seviyorum adam
***
Adam ilk defa, yıllar sonra, ağlamıştır. Ama kadın bunu asla bilemeyecektir. Avcuna alıp göz yaşlarını incelemeye başlar, ağlayabilmesi bir mucizedir. Bakar, bakar... Kadını görmeye çalışır, onunla beraber hayalini kurdukları şeyleri de. Ağaçları görür, kuşları, yolları, öpüşen mutlu aşıkları, yağan yagmurdan kaçanları, rüzgarı görür, savrulanları, demli çay eşliğinde sohbet edenleri, vapurları, martıları, çocukları görür, sonra da bir hastane odasında yatan sevdiği kadını görür. Halsiz bir halde son yolculuğuna hazırlanan kadını. Bütün zamanları aşan bir sevgi yollamak ister ona ama durur. İstese adam, kadına bir şekilde ulaşabilir, onu ne kadar çok sevdiğini tekrar tekrar söyleyebilir. Ama yapmaz adam. Kadının kararına saygı duyar. Sonra yüreğine bir tohum eker, bir fikir. O tohumdan yüreğinde bir ağaç bitirecektir, kocaman bir ağaç. O sonsuzluk ağacının altında bekleyecektir kadını sonsuza dek. Sonsuza dek...


KONUK YAZAR : mavigünce