Mutluluk, Serenad, Kardeşimin Hikayesi gibi kitaplarında tarihe oldukça yer veren Livaneli’nin bu aralar okurken farklı dünyalar arasına geçtiğim bir otelin kapısından girip gösterişli bir salonda kendimi bulduğum, davetlilerden hırsızlara, komilerden hizmetlilere kadar herkesin hayat hikayesini öğrendiğim bir kitaptı Konstantiniyye Oteli.


Bu kitapta asıl kahraman Zehra. Zehra, Ergun Bey’in sol kolu olup her an yanında olması Bereket holding tarafından her şeyle bizzat kendisinin ilgilenmesi büyük sorumluluk yüklüyor üstüne. Emre adında bir sevgilisi var. Onu bu gösterişli davette DJ yaptı. Bu davetle ilgili her şeyle bizzat Zehra ilgilendi. Emre ile Zehra bir süre sonra birlikteliklerini noktaladılar. Zehra bu ilişkide çok yıprandığını düşündü ve ayrılık sonrasında üstünden sanki büyük bir yük eksilmiş gibi daha dik ve daha enerjik bir şekilde holdinge gitmeye başladı. Emre ile birlikte yaşamaya alışmıştı bu yüzden ev ona sessiz geliyordu ama kısa zamanda da buna alıştı. Emre ile yollarını ayırdıktan bir süre sonra Ercüment adında Holdingde çalışan birinin ona bakışları gözünden kaçmadı. Ercüment ile yemeğe çıktı ve böylece konuşmaya başladılar.

Peki Emre ne yapıyor değil mi? Emre’nin en büyük hayali bir yazar olmak. Kitabını yazıyor yazmasına ama bir yayın evinin kitabını yayınlamayacağına dair dönüş yazısı onun aşırı sinirini bozuyor ve onu bulmak için çalıştığı okula gidip evine kadar takip ediyor. Hayatını öğreniyor. Tabi bunları yaparken boşta durmuyor ve yayınevi sahibine mail yollayarak duygularını anlatıyor. Aklından yayınevi sahibini öldürmek bile geçiyor.

Kitabın her bölümünde farklı birinin hayatı, farklı birinin yaşamı, nasıl yükselip zengin olduğu çıkıyor karşımıza. Her sayfada yeni bir hayatı öğreniyoruz fakirinden orta durumlu memur ailelerine, hakimlerden avukatlara, holding sahibinden otel zinciri olan insanlara… her şey o kadar güzel bir kurgu çerçevesinde ilerlemiş ki okuduğunuzda bırakmamak istemeniz bu yüzden. Evet sıkıldığınız oluyor ama bağlandığınız bölümler de. Bu yüzden kitabın sonunu getirmek istiyorsunuz. Güncel yaşantıların arasına serpiştirilmiş tarihsel dedikodular, öylesine bir kitapta duyamayacağınız ince ve dip bilgiler normal bir aksiyon veya fantastik kitaptaki olay örgüsünde öğrendiğiniz sürpriz bir bilgi gibi karşınıza çıktığı için, kitap, bilinmezliğini koruyarak sizleri okumaya devam etmeniz için sürekli teşvik etmekte. İşte bundandır bu edebiyata aşkım. Her an bir bilinmezlik, her an bir sır, her an farklı bir olay ve anlamlar…

Kitaptaki kilit olay bir davet. Davetten yola çıkarak 300 kişiye yakın davetlinin hayatlarıyla ilgili bir bilgiye sahip olmamız. Hırsız bir karakter olan çocuk bir bölümde bir anda ana karakter olabiliyor ya da bir hâkim bir anda bir kitabın ana karakteri olup hikayesiyle büyülüyor.


Alışılgelmişin dışındaki yazım tarzı sebebiyle kitap elimde normalden daha fazla bir süre kalmış olsa da anlattığı her hikayede kendisine hak verdiğim için okumaktan gayet mutlu olduğum ve herkese de önerdiğim kitaplar arısana girmiş durumda şuanda. Evet uzun süre elinde durunca insana başka kitaplara geçmek için sabırsızlanıyor ama bu kitabı elinden bırakmakta istemiyor ve devam ediyor okumalara.

Zülfü Livaneli’den herkes bir siyaset ya da bir eleştiri kitabı beklediğinden kitaplarını okuma gayreti göstermeyende çok. Aslında bir tane kitabından başlansa kaleminin farklılığını, yazıların içinde verilen anlamları, tahminlere ters düşüşünü anlayacaksınız.

2014 yılı Aralık ayının son günleri. Yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli’nin açılış günü ve erken bir yılbaşı kutlaması. İstanbul’un seçkin, kalburüstü simaları, Sultanahmet’teki eski Bizans sarayının kalıntıları üzerine yapılan otelde bir araya geliyor. Ama yok yok yani öyle bir buluşma, öyle bir davet. Kimler mi var? Politikacılar, belediye başkanları, Amerikan büyükelçisi, Fener Rum patriği, ünlü gazeteciler, gazete patronları, televizyon yıldızları, eski ve yeni zenginler, büyük iş adamları…İstanbul’un yüzlerce yıldır yeraltında yatan ölüleri de davete çağrılmadıkları halde arzı endam etmekte sakınca görmeyip bu cümbüşe dahil oluyorlar. Ve elbette, bir otelin olmazsa olmaz çalışanları, garsonları, komileri, güvenlik görevlileri…


Aslında Konstantiniyye Oteli büyük bir şehir oluyor. Yok oluşlar, birleşmeler, zenginlikler, yoksulluklar her şey bir kitapta bugünkü Türkiye ile birleştirilmiş güzel bir roman olarak çıkıyor karşımıza.

Ben farklı duygulara, farklı dünyalara sesleniş görüyorum bu kitapta. Okumanızı isterim okuyanlarında yorumlar bırakmasını tabi ki.


İyi Okumalar.


  Kendinize de bu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim. Herkesin dilinde bu aralar yurtdışında yaşamak, oralarda okumak ve bir kere de olsa gezip görme istemi var. Peki neden bu istek? Bunun cevabını içimize sorarak cevaplandırabiliriz. İnsanlar kaçmanın bir çözüm olduğunu düşünür hep ve belki de bu yüzdendir yurtdışına gitmeler.




Peki neden yurtdışı?
   Genelde eğitim ağırlıklı Türkiye’den çok sayıda öğrenci her yıl yurtdışına seyahat etmekte. İlk gitme sebeplerimizden biri eğitim ya da eğitimciler bunlar beyin göçü, sonrasında yurtdışında işsizliğin azlığı ve iş bulma amacıyla ekonomik göç ve tabi ki genellikle gezmek görmek… Neden gitmeli ve görmeliyiz diyorsanız eğer;


·         İş imkanı ve emeğe saygı çok çok fazla. İnsanlar birbirlerine saygılı.

·         Dil öğrenmek isteyenler ya da dil öğrenmiş ama kendini daha çok geliştirmek isteyenler bir sürü insan topluluğuna girmeniz kolaylaşıyor. Diliniz ile arkadaş çevrenizi geliştirebilirsiniz ve bu sayede daha çok yer keşfedebilirsiniz.

·         Hem tatil yapıp hem çalışabilirsiniz. Çalışacağınız işyerinin size sponsor olması ve çalışma izninizi alması gerekiyor. Hem tatil hem iş istiyorsak önce işimizi ayarlamamız gerekli.

·         Yurtdışında İngilizce öğretmenine, grafikere, turizmciye ve iyi bir müzisyene her daim iş var.
·         Eğitim için kesinlikle gidilir. Devlet üniversitesi yurtdışında da mevcut. Tek gereken pasaport ve okul puan durumunuz.


·         Okulunuz eğer yurtdışındaysa seyahat etme sıklığınızda artacak. Yurtdışında seyahat etmek eğitimin bir parçası.

·         Kanada, Almanya, Avustralya ve Ukrayna bu aralar herkesin dilinde. Özellikle Türkiye’den Ukrayna’ya giden çok sayıda Türk varmış.

·         Yurtdışı düzenli ve takıntılı insanlarla dolu. Buna da dikkat etmek gerek.

·         İnsancıl bir sürü türk barınıyor tabi ki adım başı bir türke denk gelebilirsin.





        Bilinenler bunlar benim açımdan. Genelde herkes okumak için yurtdışına gitmekte. Yeterli maddi birikimin varsa yurtdışında okuma fırsatını kaçırmayın derim. Benden bu kadar 😊


Netflix’te ben hiç dizi izlememdim. Amam gündemdeki dizilerden birkaçını insanlara sordum. İnsanların en çok izlediği 5 diziyi sizin için yazmaya karar verdim. 

O halde hepinize iyi okumalar diyorum ve başlıyorum.😊😊😊
  • En çok sevilen ve bu aralar herkesin dilinde olan La Case De Papel.

            Konusunu benim gibi izlemeyen herkes merak etmekte. Dizide bir soygun hikayesi anlatılmakta. Soygunun başında Profesör lakaplı biri İspanya Kraliyet Darphanesi’ni soymak için ekibini toplar. Profesör her biri farklı alanlarda ün yapmış kişileri bir araya getirir ve 5 ay boyunca evde soygun planı yapılır. 5 ayın sonunda soygun planını devreye sokarlar fakat hayatın içerisinde planlamadıkları ayrıntılarla karşı karşıya kalırlar.


  •  Eskilerden gelen fenomenliğiyle Narcos.

            Eski bir dizi olmasına rağmen hala izlenmeye devam etmekte. Pablo Escobar’ın hayatının anlatıldığı ve son yıllarda dizi sektörüne damga vuran harika bir yapım deniyor.
  • Peki Dark ’ı izleyenler?

            Son zamanların en çok izlenen 2. Filmi olmaya aday bir dizi. Almanya’ nın Winden kasabasında geçiyor. Winden kasabası küçük olduğundan herkes birbirini tanımakta. Bu saki ve küçük kasabanın sessizliği Mikkel adında bir çocuğun gizemli bir şekilde kaybolması ile başlar. Mikkel ’in ailesi ve tüm kasabalı halk bu gizemli kaybolmanın atdından tedirginliğin başladığı bir sürece girerler.

  •  Türkçesi Arkadaşlar Yalan Söylemez olan Stranger Things.

         80 ‘li yıllarda koybolan Will adlı çocuğun aranmaya başlamasıyla devam eden bir dizi. Bu aramalarda Will ile ilgili hiçbir ipucuna rastlanmaz. Bu aramalar sırasında gizemli bir kızın ortaya çıkmasıyla olayların akışı iyice değişmeye başlar. Korku, fantezi, gerilim, olağanüstü olaylar ve dram konularıyla dizinin hakkını da vermiyor değil.
  •  Her anı farklı konu Black Mirror.

            Bu dizinin her bölümünde farklı oyuncular, farklı yönetmenler yer almakta. Aynı zamanda her bölümünde farklı bir konu ile karşılaşmaktasınız. Eğer diziyi beğenmiyorsanız izlemek zorunda kalmıyorsunuz ama izlemeyince de kendinizi izlemeli miyim diye sorgulamaya başlıyormuşsunuz diye söylüyorlar. Dünyadaki bütün gerçekleri yüzüne vurmakta usta bir dizi diye tarihe falan geçirmiş izleyen kişiler.



      Evet yaz tatilleri bitti ve artık okullar başlıyor. Kış geliyor. Son tatil zamanlarımızı dizi izleyerek geçirebiliriz mesela. Benden size güzel dizi tavsiyeleri olsun. Hepinize kucak dolusu sevgiler diyorum. Mutlu mutlu son tatil günlerinizi vakitlerinizi güzel ayarlayarak geçirmeniz dileğimle.


İyi seyirler...


Yüksek performanslı yeni Galaxy Note10 serisi ile yaratıcılığınızı ortaya çıkarın!
Samsung, akıllı teknolojiler ve benzersiz yeniliklerle donattığı Galaxy serisine Note10 ile bir yenisinidaha ekledi. Galaxy Note10 serisi ile kullanıcılar artık daha özgür, daha yaratıcı ve daha sınırsız.
6,3 ve 6,8 inç olmak üzere iki boyut seçeneği olan Galaxy Note10 ile iş için büyük bir projeyi tamamlayabilir, benzersiz fotoğraf ve videolar çekip düzenleyebilir veya bir nesneyi tarayıp 3 boyutlu görüntülere dönüştürebilirsiniz.
S Pen’e Yeni Özellikler Eklendi


Galaxy Note9 ile sunulan bluetooth özellikli S Pen’in becerilerine Galaxy Note10 serisi ile yenileri eklendi. Artık hızlıca not alabilir, el yazılarını Samsung Notes’ta dijital metne çevirebilir ve Microsoft Word gibi birçok farklı biçime aktarabilirsiniz. Ayrıca küçültme, büyütme ve metin rengini değiştirme gibi seçeneklerle notları düzenleyebilirsiniz.
Samsung DeX ile PC ve Mac’lerle birlikte kolayca çalışabilir, ayrıca tek tıkla Windows 10 PC’lere bağlanabilirsiniz.

Fotoğraf ve video çekmeyi sevenler için de müjde! 

Galaxy Note10 kullanıcılara ekstra ekipman taşımadan neredeyse profesyonel seviyede çekimler yapma fırsatı sunuyor. Canlı odak video özelliği, zoom-in mikrofon ve süper denge özellikleri, mükemmel videolar çekmek isteyen kullanıcıları sevindirecek.
Ekran kaydetme, süper hızlı şarj, kablosuz güç paylaşımı gibi özellikler de yine konforu sevenler için hayatı kolaylaştıracak özellikler arasında yer alıyor.

Galaxy Note10 Modelleri ve Çıkış Tarihi


Galaxy Note10 ve Galaxy Note10+; Ay tozu grisi, Duman siyahı, Fildişi beyazı renk seçenekleriyle 08 Ağustos itibariyle Türkiye’de Samsung Online Mağazası üzerinden ön siparişe sunulacak. 8 GB RAM ve 256 GB dahili depolamaya sahip Galaxy Note10’un tavsiye edilen perakende satış fiyatı KDV dahil 9.899 TL; 12 GB RAM ve 256 GB dahili depolamaya sahip Galaxy Note10+’ın tavsiye edilen perakende satış fiyatı ise KDV dahil 11.399 TL olarak açıklandı.
Galaxy Note10 serisi hakkında daha fazla bilgi için;  www.samsung.com/tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.


      Çocukluğumun en güzel filmiydi. Hala hatırlıyorum verdiğim tepkileri ve babama ‘’ben böyle değildim değil mi baba? ‘’ dediğimi. Çocukluk işte her izlediğinizi kendimize yoruyoruz. Hayat hala aynı değil mi izliyoruz ve bende bunu yaşarsam diyoruz. Aşk, para, iş, arkadaş çevresi her şey de geçerli bu. Ya insanlara çabuk güveniyoruz hüsrana uğrayan taraf biz oluyoruz, ya da tam tersi seviyorsunuz gidiyorlar. Aman işte öyle saçma bir hayatın içindeyim ki şu sıralar ne yazmaya ne de konuşmaya cesaretim var. Her şeye cesareti olan bir insanın cesaretini yok ettiler bundan daha kötü ne olabilir ki? Ne güven kaldı, ne de hayata bakışım komple bittim yani anlayacağınız. Neyse sizlere tabi ki de kendi hayatımı değil filmi anlatacağım. Sorrryy 😊 Dalıp gitmişim neler yaşadığımdan bahsedeyim derken uçuşa geçmişiz yine hiç uyarmıyorsunuz 😊 Oscar ödülü adayı olup kazanamayan bir filmdir Benjamin. F. Scott Fitzgerald’ın 1922 yılında çıkarttığı kısa öyküden uyarlanmış, 2009 yılında gösterime girmiş  ve ilk gösteriminden itibaren  insanların beynine kazınan bir film olmuştur. Bu filmi aslında herkes bilir. Hayatın terslikleri çok güzel anlatılmamış mı bu filmde şimdii ☹ Bunu izleyen bir çocuk şimdilerde

hayattan korkar. Filmin yönetmeni David Fincher, senaryo yazarı ise Oscar ödüllü Eric Roth’dur. Filmin başrollerini ise en sevilen karakter Brad Pitt ve Cate Blanchett paylaşmıştır. Brad Pitt var diye  anlatmıyorum bu filmi tabi ki de 😊 😊 Film 156 dakika civarında sürmekte. Filmin türü ise fantastik- dram olarak geçmekte.

Evet ballandıra ballandıra girişini yaptığım bu filmin konusuna ne zaman mı geçeceğim. İşte evet bu satırda hazır mısınız 😊

  
   Benjamin, yaşlı olarak dünyaya gelen ve hayat döngüsünü tersten deneyimleyen  bir karakterdi. 11 Kasım 1918 ‘ de New Orleans halkı 1. Dünya Savaşı’nın bitişini kutlarken bir bebek 86 yaşındaki bir adamın fiziksel görünüşüyle doğar. Bebeğin annesi doğumdan sonra ölür ve bebeğin babası bakamayacağını anlayıp bir huzur evinin kapısına bırakır. Huzurevinde çalışan Afrikalı- Amerikan çift bebeği bulur ve hamile kalamayan Queenie bebeği  kendi üstüne almaya karar verir. Bebeğin adını Benjamin koyar. Filmin aynı zamanda hikayenin devamında Benjamin’in fiziksel değişimi başlar. 1930 yılında 70 yaşında görünürken büyükannesi huzurevinde yaşayan Daisy ile tanışır ve onunla oynamaya başlar. Birkaç yıl sonra Benjamin römorköre çalışmaya gider. Mike , Benjamin ’i genel evlere ve bârlara götürür her boş zamanlarında.
Sonra uzun dönem iş için New Orleans’tan ayrılır. Rusya’da Elizabeth Abbott adlı İngiliz kadınla tanışır ve ona aşık olur. Yeni evli Elizabeth eşiyle İngiliz hükümetine casusluk yapmaktadır ve Benjamin ile bir işi vardır. 8 Aralık 1941 yılının sabahında Elizabeth beklenmedik şekilde ayrılır.
Benjamin New Orleans’a geri döner ve babası Thomas Button ile tanışır babasının tüm  mirası Benjamin ‘e kalır. Aradan zaman geçtikten sonra Benjamin Daisy ‘in New York’ta dansçı olduğunu öğrenir. Benjamin 1962 yılında yeniden Daisy ile görüşür ve ona aşık olur. Babasından kalan evi satar ve Daisy ile birlikte bir dubleks eve taşınırlar. Çiftin birkaç yıl sonra Caroline adında bir çocukları olur. Caroline 1 yaşına geldiğinde Benjamin tüm servetini Daisy ‘e bırakır ve ayrılır.
Evet filmi anlattım çok güzel değil mi. Ama unuttuğum şey var hep başlarda mı özetini geçeceğim canım filmin yapıtaşlarını ya da kitap yazarlarını .
F. Scott Fitzgerald yani Benjamin ‘in yazarı 1896 yılında ABD’nin Minnesota eyaletinde dünyaya gelmiş. Aristokrat bir babanın ve  İrlanda asıllı bir annenin çocuğudur. 1913’te Princeton Üniversitesi’ne girdi. 1. Ve 2.  Dünya savaşlarını gördü ve bunlarla alakalı eserler verdi. Dünya savaşı çağındaki kuşağa ‘’Yitik Kuşak’’ demiş ve o insanların dramlarını evrensel bir tema halinde bizlere sunmuştur. Scott 1940 yılında Hollywood’da ölmüş.


Yazarımız olan Scott’tan bahsettiğimize göre bana da İyi Seyirler demek düşer.

İyi Seyirler…



Bilmediğimiz Yönleriyle Mona Lisa



Ünlü Ressam Da Vinci'nin tablosunda resmettiği Mona Lisa'nın kim olduğu esrarını hala korurken, tablo üzerinde yapılan son teknik incelemelerde sağ ve sol gözlerin içine ustaca gizlenmiş L ve V  hafleri keşfedildi.
Uzmanlar, bunun Da Vinci’nin baş harfleri olabileceğini de belirtiyor ancak ressamın
neden böyle bir gereklilik duyduğu sorusuna tatmin edici bir yanıt veremiyorlar.
Ayrıca Mona Lisa'nın sol gözünde işlenmiş. CE ve B harfleri de gizemin boyutunu biraz daha artırıyor.

500 yaşından daha büyük olan tablonun, zaman içinde yıpranması sonucu harfler net olarak okunamasa da, insan gözüyle farkedilemeyen ayrıntılar,
günümüz teknolojisinin gelişmiş imkanları ile gün yüzüne çıkarılıyorlar.

Tabloda gizlenen bir diğer sır ise, Mona Lisa figürünün arkasında yer alan köprü üzerinde bilinçli olarak işlenmiş, bir 72 yada L2 yazması. Belirttiğim gibi tablounun oldukça eski olması ve yıpranması, arkadaki köprüde 72'mi yoksa L2'mi yazdığının anlaşılmasını biraz zorlaştırıyor.
Kaldı ki, ne yazdığı tam net olarak anlaşılsa bile, gizemini koruduğu sürece bir anlamı olmayacak insanlar için.



RASTLANTI DEĞİL.

Tabloyu en ince detaylarına kadar inceleyen uzmanlar , bu işaretlerin, rakamların ve sembollerin tesadüfen olmadığı,
Leonardo tarafından bilinçli bir şekilde oraya işlendiği konusunda fikir birliği içindeler.

Ezoterizm'e hizmet eden Da Vinci bir çok eserinde sembolik işaretler kullanası ile biliniyor.

VE O MEŞHUR GÜLÜMSEME

Monalisanın buğulu gülümsemesi'nin sırrı da tablonun gizemleri arasında.

Birkaç yıl önce Mona Lisa'nın esrarengiz gülümsemesinin ultrason cihazları ve röntgen ışınları yardımıyla incelenerek nasıl olarak yapıldığı açıklandı.

Ünlü Ressam, Eserini yaparken özel bir cila kullanmış, bu cilayı insan saçından daha ince bir katman halinde sürerek, toplam 40 ila 45 kat arasında kullanmış. Böylece o belirsiz gülümsemeye o gölgeli efekti verebilmiş. Cilanın kuruması ve tam olarak işini yapabilmesi bir kaç hafta sürmüş , doğal olarak Mona Lisanın gülümsemesinin oluşması da bir o kadar sürede oluşmuş.

Tabloya ilk bakışta belli belirsiz farkedilen o gülümseme, biraz uzun süreli baktıktan sonra kaybolmuş izlenimi veriyor.

yazar : Ephendy


    En sevdiğim yazarlar arasına giren Franz'ın eserini anlatmamak olmaz. Franz Kafka bu eserinde hem babasına olan hayranlığını hem de ne kadar küçümsediğini anlatır. 2 haftalık zaman diliminde yazılmış eserin en önemli özelliği biyografik olmasıdır. Aynı zamanda Kafka’nın yaşam öyküsünü anlatmasından dolayı büyük önem taşır. Bu mektupların muhatabı Franz Kafka’nın babası yani Herman Kafka’dır. Babasından korkarak yaşayan Franz yazarken de çoğu şeyi yazmayacağını da dile getirmiştir. Babasını ve babasıyla arasındaki ilişkiden bahseden kısa bir mektup örneği aslında bu kitap.
Kafka’nın babasından istediği tek şey biraz destek ve sevgi aslında. Bu yüzden babasından göremediklerini kitapla anlatmak istemiş. Babası bütün düşüncelere her şeye karşı çıkan bir insanmış ve güçsüz görünürmüş Franz Kafka babasının yanında. Çünkü babamız nam-ı değer Herman uzun boylu ve çok iri biriymiş aynı zamanda kendine de çok ama çok güvenirmiş. Masal gibi olmadı mı 😊 Neyse evet devam edeyim ben azıcık şebeklik yaptıktan sonra. Babası tek Franz’a böyle değil, herkese karşı böyleymiş. Ama Franz’ın en çok zoruna giden şey babasının kız kardeşine de bağırıp çağırması, onu azarlamasıymış. Bu yüzden babasını daha da çok sevmemesi için nedenler olmuş elinde.

Kafka artık babasından kaynaklı olarak o evden o çevreden uzaklaşmak istiyor ama bunu yapmaya da cesareti olmuyordu. Evlilikten bile babası yüzünden soğuyan Franz Evlilik bile düşünmez olmuş. Hayatını birine dahi açmaya hep korkmuş.

Kısaca hep baskı altında kalan, hep azarlanan ve dışlanan bir çocuğun yaşadığı psikolojiyi anlatıyor. Bu yüzden bence her insanın okuması gereken müthiş bir kitap. Ben sevdim. Hatta bence direk babalar okumalı. Çocuğa nasıl yaklaşılmamalı adlı çalışmanın en güzel örneğidir. Hepinize sağlıklı mutlu günler dilemeden önce bu aralar baya yazamıyorum yazı yalnız. Boşladım mı nee 😊 neyse ki beni hep beklediğinizi biliyorum canım arkadaşlarım ve çok ama çok sevdiğim okuyucularım. Sizleri seviyorum diyorum. Laf cambazlığı yapmadan buradan tüydümm tamamdır. Haydi sağlıcakla kalın.