CZN Burak diye bildiğimiz ama gerçek adı Burak Özdemir olan CZN Burak Hatay Medeniyetler Sofrası Aksaray'ın sahibi olan Türk bir şef ve restoran. Türk ve Lübnan tariflerini hazırlama ve sunma tekniği, genellikle doğrudan kameraya gülümseyerek bakarken, onu internette ünlü yaptı.

CZN Burak kimdir ? Kaç yaşındadır ? işte sorularımızın cevabı


         Burak Özdemir, 24 Mart 1994 tarihinde Hatay’da dünyaya geldi. Açık Öğretim Fakültesinde eğitimini sürdüren Burak Özdemir, küçük yaşta dede mesleğini sürdürmeye karar verdi. Henüz 25 yaşında olan Burak Özdemir,13 yaşından bu yana babası İsmail Özdemir'in yanında çalışmaya, esnaflık yapmaya başlayan Burak Özdemir, 16 yaşında babasıyla birlikte İstanbul Aksaray'da "Hatay Medeniyetler Sofrası" ismiyle bir dükkan açmış.  Hatay'da dedesine ait olan küçük bir lokantayı işletmeye başladıktan sonra İstanbul'da 2011 yılında ilk şubesini açtı. Taksim, Etiler gibi İstanbul’un birçok ilçesinde Şubeleri bulunmakta ve aktif halde çalışmaktadır.





NEDEN CZN İSMİ ?


            Burak Özdemir'in dedesi kebapçılık mesleğiyle uğraşmasına rağmen Czn Burak'ın babası tekstil sektöründe faaliyet göstermiştir. Burada bir dönem çalışmaya başlayan Burak Özdemir, tekstil firmasında çalışırken buraya gelen yabancı müşteriler adını telaffuz etmekte zorlanınca o da babasının sahibi olduğu firmasının adı olan Cinzaro'nun kısaltması olan CZN'yi kullanmayı tercih etti.O dönemlerde sosyal medya hesabının başına eklediği bu lakap bugünlerde bir çok insan tarafından Burak Özdemir isminden daha fazla bilinir oldu.



HATAY MEDENİYETLER SOFRASI NEREDE VE AĞIRLANAN ÜNLÜ KİŞİLER KİMLER?

       Kısa sürede işini ve iş yerlerini büyüten Czn Burak, şu anda 4 şube ile İstanbul'da hizmet veriyor. Hatay Medeniyet Sofrası şubeleri Taksim ve Etiler gibi "lüks" yerlerde de faaliyete geçmiş durumda. Müşterileri sadece Türk değildir. Yabancı turistlerinde uğrak noktası olan Hatay Medeniyetler Sofrası leziz yemekleri ile misafirlerini ağırlamaya devam etmektedir.

        

      CZN Burak'ın "Hatay Medeniyetler Sofrası" mekanına başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere sanat ve ünlü camiasından bir çok isim de gidiyor. Merve Boluğur, Kıvanç Tatlıtuğ ve Ajda Pekkan gibi pek çok isim Hatay Medeniyetler Sofrasında Czn Burak'ın misafiri oldu. 




         CZN Burak, her videosunda "güler yüzüyle" yemeklerini hazırlayıp ortaya mükemmel lezzetler sunuyor. Czn Burak reklamını sosyal medya aracılığıyla paylaştığı "yemek" videolarıyla yapıyor.



Benim uzun yıllardır kullandığım ve ürünlerini aşırı aşırı aşırı beğendiğim bir firma diyebiliriz. Tüm aile boyu hatta tüm çevremin memnun kaldığı bir firma. İlk idolüm teyzem olmuştur.



 Yıllardır bu firmayla çalışıyor ve yıllardır bana ürünlerini getiriyor. Bende merak edip hep sorarım teyzeme nasıl olur bu işler diye bir baktım ki yıllar sonra bende bu işin içine girmişim. En güzel olayda ne biliyor musunuz ben teyzemin üyesi oldum ve ürünleri daha indirimli haliyle sahip oluyorum. Sizlerde şuanda bırakacağım linkten üye olarak indirimli ve birbirinden güzel ürünlere sahip olabilirsiniz. Linki bırakıyorum şuan hazır mısınızzz :))



           →→→→ farmasi üye linki tık tık tık ←←←←

    
Evet linke tıklayıp üye olup size özel fiyatlardan yararlanabilirsiniz. Farmasi ürünleri doğal ve Türkiye'de üretilmekte. Bu yüzden seçimim Farmasi. doğal olması ve kendi ülkemde üretilmesi. Bunu da geçiyorum asıl nedenim ürünlerinin aşırı kullanışlı olması. Benim makyaj ürünlerimin tamamı farmasi ve ne gördüm bu süreçte biliyor musunuz yüzümdeki sivilcelerim azaldı aynı zamanda da makyaj ürünleri tam göründüğü gibi ve cildinizi tam kapamakta fiyatıyla ürünün bir ilişkisi yok tamamen boyutuyla alakalı. Her ürününden öyle çok memnunum ki.  Şu son dönemde en çok hoşuma gidenler ise oje,far ve fondaten üçlüsü. Üye olup sipariş verebilirsiniz. linkimi bıraktım ben Üye olan arkadaşlara da özel hedieyeler bulunmakta bizzat bana geldi halada gelmeye devam ediyor. Hepinizi Bu büyük aileye bekliyorum unutmayın ki 

Cildimiz güzel günler görmeli ve bu günler Farmasi :)


Bunu da ben buldum ne güzel şeyler yazıyorum bu aralar. Özgün olmak bunu gerektirirmiş herhall :))) Hepinizi minik aileme bekliyorum birlikte büyüyelim istiyorum. ÜYELİK ÜCRETSİZZZ. Bunu soranlar olur ben siz sormadan söyleyeyim :)


Ürünleri birçok  alanda mevcut. Erkekler için bakım ürünleri,kadınlar için bakım ürünleri, sıkılaştırma ürünleri, bitkisel kahve ve çaylar,kupalar, kadınların en sevdiği Makyaj ürünleri ve bakımsal ürünler, Çocuk şampuanları ve saç açıcılar, Temizlik malzemeleri ve ve ve binlercesi için link işte buradaa bir tık kadar yakın :))
   

Şimdi asıl kahraman olan Farmasi ve ailesinin asil doktoru Cevdet Tuna'ya.




DR. Cevdet Tuna kendi formülleriyle ilaçlar yapan ve insanların hayatını kurtaran biri. Çevresinde bulduğu otlar ve değişik karışımlarla insanların merhemini bulmuş biri. Evet kendisi Farmasi'de kendi bulduğu buluşlardan ürünleri üretilen ve binlerce insanın memnuniyetle Cevdet Tuna diye bahsettiği insandır Doktor Cevdet TUNA. 



Dr. Cevdet Tuna 1923 yılında Edirne'de doğdu.  Ailenin 9 çocuğundan (Ailenin 9 çocuğu 11 üniversite bitirmiştir) 7.si olan  Anaokuluna 4,5 yaşında giden Cevdet Tuna zekası ile öğretmenlerin dikkatini çekerek 5 yaşında Gazi İlkokuluna başlamıştır sonra  1930 yılında ilk öğretim hayatına Edirne'nin Balıkpazarı İlkokulu’nda başladı. 1935 - 1941 yıları arasında Haydarpaşa Lisesi’ni bitirdikten sonra, 1941 - 1947 yılları arasında Almanya Goethe Tıp Fakültesi’ni başarı ile bitirdi. Eğitimini bitirdikten hemen sonra memleket hasreti ile yurda döndü. 1950 yılına kadar 3 yıl boyunca İstanbul Hadımköy Tabip Asteğmen olarak kendisine tahsis edilen bir atla bütün Trakya'daki birliklere ordunun tek doktoru olarak şifa dağıttı. 1952 yılında ilk profesyonel hayatına Türkiye'nin ilk 5 ilaç firmasından birini, Tege İlaç Fabrikası’nı kurarak başladı. Türkiye'de ilk öksürük şurubu, ağrı kesici hapı, yanık merhemi, öksürük tabletlerini formülize etti. İşine duyduğu aşkla her geçen gün büyüyen şirketinde her daim ilaç üretimindeki tüm aşamalarında bizzat kendisi bulunurdu. 
Türkiye'deki ilk tahlil laboratuvarlarının kurulmasında etkin bir rol üstlendi. 1977 - 1995 yılları arasında 13.500 eczanenin arka bölümündeki havanda yapılan ilaçların ham madde ihtiyaçlarının ithalatını yaptı. Yerli ilaç üreten küçük ve orta ölçekli firmalara mutemetlik yaptı. 1998 yılında Tanalize firmasını kurdu ve Farmasi, Dr. Cevdet Tuna, Eurofresh markaları adı altında üretilen 2.000 çeşitten fazla ürün üreten kozmetik üretim tesislerinin onursal başkanı olarak hayatına devam etti. Farmasi, Ömerli’deki 70.000m2'lik kendi tesislerinde günlük bin ton üretim kapasitesi ile kozmetik ürünleri üretmektedir. Yatırımlarını sürdüren Farmasi Lüleburgaz’da 400.000 m2'lik yeni arazisinde, toplam 180.000m2 alanda konumlandıracağı tesisi ve 550.000m2 alanda çalışma hedefi ile yeni projelerini sürdürmektedir. Farmasi'yi rakiplerinden ayıran en büyük özellik ise kişisel bakım, ıslak mendil, makyaj ürünleri, plastik ambalaj üretimi, tüp üretimi ve dolumu yapabilen 5 ayrı fabrikanın aynı tesis içinde bulunması yani entegre bir tesis olmasıdır. 
Toplamda 66 yıllık profesyonel iş yaşamı boyunca, çok çalışmayı ilke edinen Dr. Cevdet Tuna, yaptığı her işte insan kaynağının çok önemli olduğu bilinci ile insan yetiştirmenin en büyük yatırım olduğuna inanmıştır. Her zaman dürüstlüğü, çalışanlarına verdiği önem, ailesine verdiği değer, doğayı ve hayvanları çok sevmesi ile çalışanlarının ve dostlarının hayranını kazanmıştır.Ayda bir gün, oğlu Sn. Hakan Tuna yönetiminde olan Farmasi tesislerini ziyaret ederek eski formülleri hakkında yöneticilerle sohbetler gerçekleştirmiştir. Basını yakından takip ederek rakip analizleri ve derlediği haber ve ilanlarla ArGe ve Pazarlama departmanlarına da destek vermiştir. Dr. Cevdet Tuna, 1 Mayıs 2017 tarihinde 94 yaşında vefat etmiştir.


     Ürünleri bu aralar aşırı önplanda VE aynı zamanda kendiyle ilgili küçük bir bilgi daha vereyim 1998 yılında Tanalize firmasını kurdu. Farmasi / Dr.Cevdet Tuna markası adı altında Onursal Başkanlık yapmıştır.

    



   Uzun süredir gündemde olan yazar Gülseren Budayıcıoğlu, Ankara'da doğmuştur. 1947 yılında doğmuş ve ilk ve orta öğrenimini TED Ankara Kolejinde tamamladıktan sonra,1966 yılında Ankara Üniversitesi Tip Fakültesini kazanmıştır.

   1977’de uzman oldu ve 1982 yılına kadar öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1982 yılında üniversitede doçent olmak üzereyken, tercihini hocalıktan değil, doktorluktan yana yaptı ve üniversiteden ayrıldı. 23 yıl Ankara’da serbest hekim olarak çalışan Gülseren Budayıcıoğlu, 2005 yılında yine Ankara’da, en büyük hayalini gerçekleştirerek Türkiye’nin ilk ve tek psikiyatri merkezi olan ve ülkemizdeki her kesimden insanın başvurabileceği “Özel MADALYON Psikiyatri Merkezi” ni kurdu.

  
    Öğrencilik yıllarında TRT radyosunda ve televizyonunda spikerlik ve sunuculuk yaptı. 


 Hastaları ile olan görüşmelerinden yazdığı "Madalyonun İçi " adli eserini  psikiyatr hastanesindeki  hastalarından esinlenerek yazdı. 
2011 yılında ilk baskısı çıkan Hayata Dön dizisi İstanbullu Gelin ismiyle televizyona uyarlandı.

   Televizyonda şuanda çok fenomen olan ''Doğduğun Ev Kaderindir'' adlı dizi Gülseren Budayıcıoğlu'nun ''Camdaki Kız'' adlı kitabından esinlenilerek hazırlanılmıştır.


ESERLERİ

  • Günahın Üç Rengi
  • Hayata Dön
  • Kral Kaybederse 
  • Madalyonun İçi



Engellilik Nedir?
Engellilik doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yetilerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, normal yaşamın gereklerine uyamama olarak tanımlanmaktadır.
Uluslararası Engelliler Günü 1992 yılından bu yana 3 Aralık günü Birleşmiş Milletler tarafından uluslarararası bir gün olarak kabul edilmiştir. Bugünde dünya çapında organizasyonlar düzenlenmektedir.
Bu aktiviteler genellikle ücretsiz olup, gönüllülüğe dayanmaktadır. Hükümet desteği ve sivil toplum organizasyonlarıyla birlikte bugünün kutlanması çeşitlilik göstermektedir. Her yıl bugün için değişik bir tema edinilmektedir.


Engelliler Haftası Ne Zaman?

Engelliler Haftası, 10 Mayıs ile 16 Mayıs arasında, Birleşmiş Milletler’e üye 156 ülkede aynı tarihlerde kutlanan özel haftadır.
Engelliler Haftası boyunca; engellilik sorunu, engelliliğin önlenmesi ve engellilerin eğitimi konusu üstünde durulur. Radyo ve televizyonda konu ile ilgili programlar yayınlanır.
Okullarda her gün ayrı bir engellilik konusu işlenir. Engellileri Koruma Millî Koordinasyonu Kurulu haftanın değerlendirilmesi için aşağıdaki programın uygulanmasını kararlaştırmıştır.
Özürlülere ilişkin olarak yayımlanmış 2002/58 sayılı Başbakanlık Genelgesi özürlülere iki durumda idari izin hakkı tanımıştır. Genelgenin 3 nolu bölümü şu şekildedir:
Ulusal düzeyde kabul edilen 10-16 Mayıs Sakatlar Haftasının ilk günü ile 3 Aralık Dünya Özürlüler Gününde, özürlülere yönelik faaliyet gösteren Konfederasyon, bağlı federasyonlar ve derneklerin kamu görevlisi olan yönetim kurulu üyeleri ile kamuda görev yapan tüm özürlüler idari izinli sayılacaktır.” Denildiğinden 2019 Yılı Engelliler Haftasının ilk günü olan 10 Mayıs Cuma günü ile Dünya Engelliler Günü olarak kabul edilen 3 Aralık 2019’a denk gelen Salı günü engelli kamu çalışanları idari izinli olacaklar.’’

        3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ
       Uluslararası Engelliler Günü 1992 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 47/3 sayılı kararı ile ilan edildi. Toplumun ve toplumun her alanında engelli bireylerin haklarını ve refahını teşvik etmeyi ve engelli bireylerin durumuna dair politik, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamın her alanında farkındalık  arttırmayı amaçlamaktadır.
BM'nin engellilik alanında uzun yıllardır devam eden çalışmalarının bir ürünü olan, 2006 yılında kabul edilen Engelli Bireylerin Haklarına Dair Sözleşme, engelli bireylerin haklarının ve refahının gelişmesine ve 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi'nin ve ayrıca Sendai Afet Riskini Azaltma Çerçevesi, İnsani Eylemde Engelli Bireylerin Dahil Edilmesi Şartı, Yeni Kentsel Gündem ve Kalkınma için Finansman Hakkında Addis Ababa Eylem Gündemi gibi diğer uluslararası kalkınma taahhütlerinin  uygulanmasına katkıda bulundu.
Bu yılın teması, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi kapsamında kapsayıcı, adil ve sürdürülebilir bir kalkınma için engelli bireylerin güçlendirilmesine odaklanıyor. 2030 Gündemi “kimseyi geride bırakma” sözü veriyor. Engelli kişiler, hem faydalanıcılar hem de değişimin aracıları olarak, süreci kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınmaya doğru hızlı bir şekilde izleyebilir ve afet riskini azaltma ve insani eylem ve kentsel gelişim bağlamında da dahil olmak üzere herkes için dirençli toplumu destekleyebilir. Hükümetler, engelli bireyler ve temsilci örgütleri, akademik kurumlar ve özel sektörün Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG'ler) için bir “ekip” olarak çalışması gerekmektedir.

PEKİ ENGELLİLERİN ZORLANDIKLARI TÜRKİYE

Türkiye'de;
·        Engelli asansörleri, engelli olmayanlar tarafından kullanıldığı için engelli bireyler bu asansörlere binmekte zorlanıyor.
·        Engelli araç park yerlerine, engelli olmayanlar tarafından araç park edilebiliyor.
·        Engelliler için yapılan yollara özen gösterilmediği için, kolaylıktan ziyade zorluklar oluşabiliyor.

·        Kaldırımlarda engelli rampalarının önlerine araç çekildiği için, engelli bireyler kaldırımdan inerken zorlanabiliyor.
Bunlar sadece ilk aşamada akla gelen sorunlar...
Engelli olmak tercih değil, bir sonuç. Doğuştan olabileceği gibi sonradan kaza, hastalık vb. durumlarla da oluşabilir. Bu nedenle hepimizin birer engelli adayı olduğunu unutmamamız gerekiyor. 



Herkese her zaman saygı gösterelim. Bugün değil her gün.





Mutluluk, Serenad, Kardeşimin Hikayesi gibi kitaplarında tarihe oldukça yer veren Livaneli’nin bu aralar okurken farklı dünyalar arasına geçtiğim bir otelin kapısından girip gösterişli bir salonda kendimi bulduğum, davetlilerden hırsızlara, komilerden hizmetlilere kadar herkesin hayat hikayesini öğrendiğim bir kitaptı Konstantiniyye Oteli.


Bu kitapta asıl kahraman Zehra. Zehra, Ergun Bey’in sol kolu olup her an yanında olması Bereket holding tarafından her şeyle bizzat kendisinin ilgilenmesi büyük sorumluluk yüklüyor üstüne. Emre adında bir sevgilisi var. Onu bu gösterişli davette DJ yaptı. Bu davetle ilgili her şeyle bizzat Zehra ilgilendi. Emre ile Zehra bir süre sonra birlikteliklerini noktaladılar. Zehra bu ilişkide çok yıprandığını düşündü ve ayrılık sonrasında üstünden sanki büyük bir yük eksilmiş gibi daha dik ve daha enerjik bir şekilde holdinge gitmeye başladı. Emre ile birlikte yaşamaya alışmıştı bu yüzden ev ona sessiz geliyordu ama kısa zamanda da buna alıştı. Emre ile yollarını ayırdıktan bir süre sonra Ercüment adında Holdingde çalışan birinin ona bakışları gözünden kaçmadı. Ercüment ile yemeğe çıktı ve böylece konuşmaya başladılar.

Peki Emre ne yapıyor değil mi? Emre’nin en büyük hayali bir yazar olmak. Kitabını yazıyor yazmasına ama bir yayın evinin kitabını yayınlamayacağına dair dönüş yazısı onun aşırı sinirini bozuyor ve onu bulmak için çalıştığı okula gidip evine kadar takip ediyor. Hayatını öğreniyor. Tabi bunları yaparken boşta durmuyor ve yayınevi sahibine mail yollayarak duygularını anlatıyor. Aklından yayınevi sahibini öldürmek bile geçiyor.

Kitabın her bölümünde farklı birinin hayatı, farklı birinin yaşamı, nasıl yükselip zengin olduğu çıkıyor karşımıza. Her sayfada yeni bir hayatı öğreniyoruz fakirinden orta durumlu memur ailelerine, hakimlerden avukatlara, holding sahibinden otel zinciri olan insanlara… her şey o kadar güzel bir kurgu çerçevesinde ilerlemiş ki okuduğunuzda bırakmamak istemeniz bu yüzden. Evet sıkıldığınız oluyor ama bağlandığınız bölümler de. Bu yüzden kitabın sonunu getirmek istiyorsunuz. Güncel yaşantıların arasına serpiştirilmiş tarihsel dedikodular, öylesine bir kitapta duyamayacağınız ince ve dip bilgiler normal bir aksiyon veya fantastik kitaptaki olay örgüsünde öğrendiğiniz sürpriz bir bilgi gibi karşınıza çıktığı için, kitap, bilinmezliğini koruyarak sizleri okumaya devam etmeniz için sürekli teşvik etmekte. İşte bundandır bu edebiyata aşkım. Her an bir bilinmezlik, her an bir sır, her an farklı bir olay ve anlamlar…

Kitaptaki kilit olay bir davet. Davetten yola çıkarak 300 kişiye yakın davetlinin hayatlarıyla ilgili bir bilgiye sahip olmamız. Hırsız bir karakter olan çocuk bir bölümde bir anda ana karakter olabiliyor ya da bir hâkim bir anda bir kitabın ana karakteri olup hikayesiyle büyülüyor.


Alışılgelmişin dışındaki yazım tarzı sebebiyle kitap elimde normalden daha fazla bir süre kalmış olsa da anlattığı her hikayede kendisine hak verdiğim için okumaktan gayet mutlu olduğum ve herkese de önerdiğim kitaplar arısana girmiş durumda şuanda. Evet uzun süre elinde durunca insana başka kitaplara geçmek için sabırsızlanıyor ama bu kitabı elinden bırakmakta istemiyor ve devam ediyor okumalara.

Zülfü Livaneli’den herkes bir siyaset ya da bir eleştiri kitabı beklediğinden kitaplarını okuma gayreti göstermeyende çok. Aslında bir tane kitabından başlansa kaleminin farklılığını, yazıların içinde verilen anlamları, tahminlere ters düşüşünü anlayacaksınız.

2014 yılı Aralık ayının son günleri. Yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli’nin açılış günü ve erken bir yılbaşı kutlaması. İstanbul’un seçkin, kalburüstü simaları, Sultanahmet’teki eski Bizans sarayının kalıntıları üzerine yapılan otelde bir araya geliyor. Ama yok yok yani öyle bir buluşma, öyle bir davet. Kimler mi var? Politikacılar, belediye başkanları, Amerikan büyükelçisi, Fener Rum patriği, ünlü gazeteciler, gazete patronları, televizyon yıldızları, eski ve yeni zenginler, büyük iş adamları…İstanbul’un yüzlerce yıldır yeraltında yatan ölüleri de davete çağrılmadıkları halde arzı endam etmekte sakınca görmeyip bu cümbüşe dahil oluyorlar. Ve elbette, bir otelin olmazsa olmaz çalışanları, garsonları, komileri, güvenlik görevlileri…


Aslında Konstantiniyye Oteli büyük bir şehir oluyor. Yok oluşlar, birleşmeler, zenginlikler, yoksulluklar her şey bir kitapta bugünkü Türkiye ile birleştirilmiş güzel bir roman olarak çıkıyor karşımıza.

Ben farklı duygulara, farklı dünyalara sesleniş görüyorum bu kitapta. Okumanızı isterim okuyanlarında yorumlar bırakmasını tabi ki.


İyi Okumalar.


  Kendinize de bu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim. Herkesin dilinde bu aralar yurtdışında yaşamak, oralarda okumak ve bir kere de olsa gezip görme istemi var. Peki neden bu istek? Bunun cevabını içimize sorarak cevaplandırabiliriz. İnsanlar kaçmanın bir çözüm olduğunu düşünür hep ve belki de bu yüzdendir yurtdışına gitmeler.




Peki neden yurtdışı?
   Genelde eğitim ağırlıklı Türkiye’den çok sayıda öğrenci her yıl yurtdışına seyahat etmekte. İlk gitme sebeplerimizden biri eğitim ya da eğitimciler bunlar beyin göçü, sonrasında yurtdışında işsizliğin azlığı ve iş bulma amacıyla ekonomik göç ve tabi ki genellikle gezmek görmek… Neden gitmeli ve görmeliyiz diyorsanız eğer;


·         İş imkanı ve emeğe saygı çok çok fazla. İnsanlar birbirlerine saygılı.

·         Dil öğrenmek isteyenler ya da dil öğrenmiş ama kendini daha çok geliştirmek isteyenler bir sürü insan topluluğuna girmeniz kolaylaşıyor. Diliniz ile arkadaş çevrenizi geliştirebilirsiniz ve bu sayede daha çok yer keşfedebilirsiniz.

·         Hem tatil yapıp hem çalışabilirsiniz. Çalışacağınız işyerinin size sponsor olması ve çalışma izninizi alması gerekiyor. Hem tatil hem iş istiyorsak önce işimizi ayarlamamız gerekli.

·         Yurtdışında İngilizce öğretmenine, grafikere, turizmciye ve iyi bir müzisyene her daim iş var.
·         Eğitim için kesinlikle gidilir. Devlet üniversitesi yurtdışında da mevcut. Tek gereken pasaport ve okul puan durumunuz.


·         Okulunuz eğer yurtdışındaysa seyahat etme sıklığınızda artacak. Yurtdışında seyahat etmek eğitimin bir parçası.

·         Kanada, Almanya, Avustralya ve Ukrayna bu aralar herkesin dilinde. Özellikle Türkiye’den Ukrayna’ya giden çok sayıda Türk varmış.

·         Yurtdışı düzenli ve takıntılı insanlarla dolu. Buna da dikkat etmek gerek.

·         İnsancıl bir sürü türk barınıyor tabi ki adım başı bir türke denk gelebilirsin.





        Bilinenler bunlar benim açımdan. Genelde herkes okumak için yurtdışına gitmekte. Yeterli maddi birikimin varsa yurtdışında okuma fırsatını kaçırmayın derim. Benden bu kadar 😊