İÇİMDEN GELENLER II



Renkli bir hap içtim az evvel. Prospektüsünde yan etki olarak ''mutlu edebilir'' yazıyordu. Mutlu olmak istiyor muydum ki? Tamam o zaman sıkı durun:
Yeşillerin iç içe geçtiği büyük bir vadiye bakıyordu evi. O kocaman evinde büyük ailesiyle harika zamanlar geçiriyordu. Aşık olduğu kadınla evlenmiş, bir düzine çocuğu olmuştu. aşk gerçekti, mutluluk daha gerçek. Şiimdi hep birlikte bu mutluluk dolu... Siz inandınız mı sahiden böyle laflar geveleyeceğime? Böyle kelimeler yok benim kesemde. Eğer inandıysan kapat kardeşim ekranı, kapat, kapatıyoruz...

***

Ellerimde yaralar var ve gene burnum kanıyor kelimeler gelince aklıma. Metafor yaptığımdan değil. Neden kimse inanmıyor bana. Çok masum görünüyorum oradan bakınca sanırım ama az evvel küfür ettim tanımadığım bir adama, yahu ondan onbeş dakika önce bi' sigara yakmışım, görmeniz lazımdı, çok kötü duruyordum. Bu da mı olmadı? Elmaları sevdiğim doğru, gölgelerden hala biraz korkuyorum, karanlığı sevsem de. Bu frekansa geçmek için bir şey içmeme gerek yok. Oysa ayılmak için sert bir şeyler getirin diyorum. Hey! kime diyorum ??!

***

Geçen gün karnım ağrıyordu. Her hastalığımı psikolojiye bağlayan aile hekimime gitmek yerine geçmesini bekledim evde. Ağrılarım arttı iyice. Söylemesi ayıp istifra ederim diye yanıma naylon poşet almıştım. Söylemesi neden ayıp olsun ki? Hasta olmak ayıp mı, hastayken kusmak ayıp mı, hani tıpta ayıp yoktu, neden hep beni kandırıyorsunuz? Sonra kustum içimde ne varsa. Halının üzeri vıcık vıcık kelime oldu. Okuduğum, işittiğim, izlediğim, düşündüğüm ne varsa çıktı. Ben rahatlamıştım lakin odadakiler biraz rahatsız oldular bu kadar açık sözlü olmamdan. Şimdi düşünüyorum da içlerinden birisi (bir bay) bayağı alındı sanırım, aklıma geldi hemen arayıp özür dileyeyim, arıyorum... Aradım açmadı. Saat biraz geç olmuş olabilir. Neyse...


***

Yılanların deri değiştirdiklerini öğrendiğimde ben de hemen değiştirmek istemiştim. Böyle daha yakışıklı, daha karizmatik birisi olabilirdim. Hemen gerekli yüksek makamlara dilekçe ile başvuracaktım. Dilekçemde: Bu sıfatımdan sıkıldığımı, insanların beni anlamadığını, bunun dış görünüşümle pek ala ilgisinin olduğunu, insanlar beni anlamıyor derken bunu kastettiğimi belirterek derimi değiştirmek istediğimi arz ettim, yüksek saygılarımla falan. Altına adımı, soyadımı, adresimi (mesela neresi?), telefon numaramı, annemin kızlık soyadını (yok canım), ilk öptüğüm kızın ismini (bunu yapmış olamazsın)(yaptım) v.b. bir çok gerekli gereksiz bilgileri de ekledikten sonra başkente yolladım. Her birimin genel müdürlüğü oradadır diye. Benim başvurmakta olduğum hususun (deri değiştirme) hangi bakanlığı ilgilendirdiğini bilmediğimden, orada nasıl olsa ayrıştırıyorlardır diye (muhkakkak bu işlere bakan bir memur vardır) C.Başkanlığa yolladım. Doğru bir yol izlemiş olmalıyım ki; on beşinci günün akşamı cevap geldi. Cevap kısaydı: ''İlgi tarihli dilekçeniz tarafımızca incelenmiş olup; başvurunuzda bir mani bulunmamakla birlikte, ekte sunduğunuz sağlık raporları incelendiğinde ne yaparsanız yapın sizin ''kemiklerinizin kalın'' olduğundan iyi sonuç alınamayacağı düşünülmüş olup böyle bir operasyon riskli bulunmuştur. Aksi düşüncede iseniz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilirsiniz.''  Koskaca C.Başkanlığı anlamamıştı beni, kimin anlamasını bekliyordum ki? Sana diyorum uyudun mu?

***

Uyumadıysan dinle: Bunca zaman düşüne düşüne sonunda bitti. Bilinçaltım beynimde benden habersiz(!) büyük bir labirent inşaa etmiş. Labirentleri sevdiğimi bildiğinden bana sürpriz yapmak istemiş. Doğum günümde yapacakmış açılışını ama o güne daha çok vakit olduğundan şimdiden hediyemi vermek istemiş. Zihnimdeki karakterlerle beraber geçen gece açılış yaptık. Herkes gelmişti. Bütün renkler, kokular, simalar, üzenler, üzülenler. Gözümün aradığı birisi vardı ama labirentin ihtişamından unutmuştum bir süre sonra aramayı. Sonra beni labirente ittiriverdiler. Her çıkmaz sokağında kalbimden bir parça koparttılar. Ruhumu zaten ilk girişte çekip beni çıplak bırakmışlardı. Aç, susuz, ruhsuz ve biraz da kalpsiz olarak bu labirentten çıkış yolunu bulmam gerekiyordu. Bana yardım edebilecek kimse yoktu. Labirentin sonunda peynir yerine sağlam bir hikaye bulmak istiyordum. Ama olay beni çoktan aşmıştı. Hala o labirentin içinde dolanıyorum, aklımda  bir zamanlar bir kızın yüzüme söylediği bir cümle yankılanıyor:
''Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete''

***

Yazı bitti uyuyabilirsin. Tatlı rüyalar tavşan.

MAVİ GÜNCE

4 yorum:

  1. İçinden gelerek halıya dökülen kelimelerin başkalarına kötü gelse de dostlarına gül kokusu gibi gelir. Bu yazıdan da portakallı olips kokusu hissettim ben...

    YanıtlaSil
  2. Karmaşık duygular. Çok etkilendim.

    YanıtlaSil